İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İbnülemin Mahmud Kemal İnal

Osmanlı’nın son dönemde yetiştirdiği en büyük münevverlerden, âlim, şâir, hattât, edîb, müverrih ve mutasavvıf İbnülemin Mahmud Kemâl İnal, milâdî 1870 yılında İstanbul’da doğdu. Babası Telemak mütercimi Yusuf Kâmil Paşa’nın mühürdârlığını da yapmış Mehmed Emin Paşa, annesi ise Hamide Nergis Hanım’dır. Baba tarafından soyu Hz. Hüseyin efendimize, ismet ve iffet sahibi mübarek validesi tarafından ise Buhara emirlerine dayanan İbnülemin Mahmud Kemâl İnal’ın çocukluğunun büyük bölümü, Yusuf Kâmil Paşa’nın refikâsı Zeynep Hanım’ın konağında geçti. Babası Mehmed Emin Paşa, kardeşi Ahmed Tevfik ile küçük Mahmud Kemâl’in yetişmesi için epey çaba harcadı. Bu iki kardeş, 1885’te Şehzade Rüşdiyesi’nden mezun olduktan sonra konaklarında Mehmet Âkif’in babası İpekli Mehmed Tahir Efendi de dahil olmak üzere dönemin en mühim hocalarından ders aldılar. Trabzonlu Hoca Hüsnü Efendi’den tefsir, Ṣaḥîḥ-i Buḫârî ve Fars edebiyatı okudular. Hüsn-i hât derslerini meşhur hattât Hasan Tahsin Efendi’den almalarını müteakip bu üstaddan icâzet aldılar. Arapça ve Farsça derslerinin yanı sıra Leon Efendi ve sair bir takım gayri müslim hocaların yardımı ile Fransızcalarını tekâmül ettirdiler.

1889 yılında başladığı memuriyet hayatında, saltanatın lağvedilmesini müteakip Osmanlı müesseselerinin ilga edilişine kadar 33 yıl boyunca pek çok vazifede bulundu. Mahmud Kemâl Bey’in memuriyet hayatı Bâb-ı Âlî’nin en gözde kurumlarından olan Vilâyât-ı Mümtâze Kalemi’nde başlamış; Sâdâret Mektubî Kalemi, Teftîş-i Islahât Heyeti, Şurâ-yı Devlet azalığı ve Takvim-i Vekayi Gazetesi ile devam etmiş, Divân-ı Hümayun Bekçiliği’nde ise nihayete ermiştir. Aynı zamanda Sultan II. Abdülhamid dönemi devlet evrakının tasnifatı için kurulan heyetler gibi komisyonlar da azalık görevlerini yürütmüş, ilâveten bugünlere kadar gelmiş mühim devlet müesseselerinin ihdası hususunda da öncülük etmiştir. Misâlen, bugünkü ismi Türk ve İslam eserleri olan Evkâf-ı İslamiyye Müzesi bunlardan biridir.

Devlet hizmetinde olduğu kadar edebî ve ilmî sahalarında da çok velûd bir isim olan İbnülemin Mahmud Kemal İnal, kaleme aldığı eserlerle bugün dahi eşi benzeri bulunmayan çalışmalar ortaya çıkarmıştır. Tezkire geleneğinin son büyük temsilcilerinden olan Mahmud Kemâl Bey, 566 şairi bir araya getiren 12 ciltlik “Son Asır Türk Şairleri”, 37 sadrazamı ihtiva eden 14 ciltlik “Osmanlı Devrinde Son Sadrazamlar”, 329 hattatı konu edinen “Son Hattatlar”, ölümüyle yarım kaldığı için Mevlevî Avnî Aktuç tarafından tamam edilen “Hoş Sadâ” (Son Asır Türk Musikişinasları) adlı eserleri te’lif etti. Böylesine büyük külliyatlar, ilmî sahada hâlâ istifade edilen kaynaklar olma hususiyetlerini muhafaza etmektedirler.

Eserleri ile ilmî sahada vakur dursa da, aynı zamanda içtimaî hayatta da dönemin büyük münevverlerini etrafında toplayarak adeta bir akademi kurmuştu. Daha sonradan İslamî ilimler tahsil eden öğrencilerin ihtiyaçlarına tahsis edilecek olan konağında, kâh musikişinaslar ile beraber ilahiler, gazeller okunur; kâh fıkralar anlatılırdı. Âlî Paşa’nın odasında armut yerken kâtibinin münasebetsizliği üzerine kâtibini nasıl kovaladığından, Gâzî Osman Nuri Paşa’nın Plevne’de iken kullandığı kılıcının üzerindeki hattın kime ait olduğuna kadar geniş ve bir o kadar ilginç mevzuun tartışıldığı meclise katılanlar da bir o kadar geniş bir yelpazede bulunurlardı. Mükrimin Halil Yinanç, Kâzım İsmail Gürkan, Hakkı Tarık Us, Süheyl Ünver, Hamdi Tanpınar, Alaeddin Yavaşça gibi birbirinden farklı sahalarda müktesebat sahibi kimseler toplanır, üstaddan istifade ederlerdi.

İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın meclisinde böylesi konuların tartışma konusu edildiğini söyleyince hemen kendisinin neşeli olduğu akla gelmese gerek. Zira üstadın gazabına uğramayan kimsenin kaldığını söylemek pek güçtür. Öyle ki, Maarif Vekili Hasan Âlî Yücel’den Reis-i Cumhur Celal Bayar’a kadar üst seviye devlet ricali dahi hocanın asabi mizacından dolayı nasibini almışlardı. Haklarında ‘’Önlerinden geçmediğim gün, diyâr-ı gurbette bulunuyorum zannederdim.’’ Buyurduğu sahaf dükkânlarını ziyaret ederken tüm sahaflar çarşısı esnafı hocanın gazabına uğramamak için ayağa kalkar, hürmet ile ta’zimde bulunurlardı. Üstad da kimisine elini başına götürerek kimisine de müstehzi yahut asabi bakışlarda bulunarak mukabele ederdi. Bu hatıralarından bazılarının hocanın şiddetli bir şekilde kimi zaman da müstehcen ifadeler ihtiva etmesi hasebiyle bu minvaldeki görece nazik hatıralarından birine değinmek icap eder:

Şair Rıfkı Melûl Meriç, istifade etmesi için bir gün bir tıbbiye talebesini yanına alır ve hocanın huzuruna çıkar. Genç, hürmetini arz etmek için topuklarını sert bir şekilde birbirine vurup kendisini selamlamasını müteakip hocadan ilk zılgıtı yer:

‘’Evlâdım sen bilmez misin ki bizde selâm temennâ usulü verilir. Nedendir öyle bize sövermiş gibi başını sağa sola sallarsın?’’

Genç tıbbiyeli utancından ter dökerken ne yapacağını bilmez bir hâlde hocanın peşpeşe gelen sorularına muhatap kalır:

‘’Evlâdım herhangi bir musiki aleti çalar mısın?’’

Hocanın sualine menfi cevap gelince hoca ilahi okuyup okuyamadığını yahut mecliste huzzar-ı kirâm’a hitaben anlatacak fıkrası olup olmadığını sorar bu seferde. Tekrar menfi cevap alınca bu sefer sinirli bir şekilde:

‘’Be adam, sen ne demeye buraya geldin o vakit! Bizim meclisimiz meziyet sahibi kimselerin toplandığı yerdir!’’ deyince Rıfkı Melûl Bey gencin sessiz imdadına yetişir:

‘’Efendimiz! Bu genç dinlemesini pek iyi bilir.’’ Deyince, hoca gence yer gösterip şöyle der:

‘’Aklı eren ermeyen herkesin konuştuğu böyle bir devirde dinlemesini bilmek de doğrusu pek büyük bir meziyettir!’’

‘’Mahalline masruf müstehcenat, müstehcenat sayılmaz.’’ Deyip karşısında hâl ve tavırlarından hoşlanmadığı kimselere karşı lafını esirgemeyen Mahmud Kemâl Bey’in şu hatırasını da ayrıca nakletmek lazım gelir:

Yazdığı şiirleri başkalarına ısrarla okuma hususiyetiyle bilinen şair Florinalı Nazım, sık sık Mahmud Kemâl Bey’e uğrar, kendisine şiirlerini okuyup takdirini kazanmak istermiş. Uzun süren bu ziyaretler karşısında artık aciz kalan üstad, Nazım Efendi’nin yüzüne şu dörtlüğü okumak mecburiyetinde kalır:

“bir takım lâf ile teşviş-i huzuretme ey şair i bî- şi’r-i şuurher dakika bana gelmektenseyılda bir kendine gelsen ne olur?”

Ünü yalnızca Istanbul ve Türkiye ile sınırlı kalmayan İbnülemin Mahmud Kemal İnal, tüm dünyadan ilim adamları tarafından hürmet görürdü. Batılı ilim adamlarının ‘’mezarlıklara hayat veren alim’’ olarak tavsif etmelerinin yanı sıra, araştırmaları için müracaat merkezi olmuştu Mahmud Kemâl Bey. Yine bir gün, Kendisini ‘’Kafasının içi kütüphanesinden daha zengin olan adam’’ olarak tanımlayan Amerikalı bilim adamlarının ziyaretlerinin birisinde kendisine Kanunî Sultan Süleyman dönemindeki bir şaire ait malumat sual edilince karşısındaki bilim adamına ayağının temiz olup olmadığını sual eder Mahmud Kemal Bey. Bu soru ile ayağının temiz olup olmadığı arasındaki rabıtayı kurmaya çalışan Amerikalı ilim adamı düşünürken hoca peşinden şöyle seslenir:

‘’Ayağın temiz değilse şu kanepenin üstüne bir kağıt koy, üstüne bas ve üçüncü raftaki altıncı kitabı indir. Aradığın malûmat 25. Sayfada olmalı.’’

Her ne kadar kafası kütüphanesinden daha geniş olsa da çeşitli el sanatlarının nadir örneklerinin, yüzlerce yıllık el yazmalarının ve birbirinden değerli daha birçok kitabın bulunduğu kütüphanesini Sıddık Sami Onar ve Ebül’ulâ Mardin’in teşvikleriyle İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ne bağışladıktan sonra yaptığı şu konuşma, kendisini nefsani duyguları alt edip sahip olduğu ilme yaraşır bir tevazuya sahip olduğunu kanıtlar niteliktedir:

‘’Ben, nefsinde bir kıymet tasavvur eden hayalperestlerden değilim. Haddimi bilenlerdenim. Benim beğenilecek bir şeyimin olmadığını samimi bir vicdan ile itiraf etmekle beraber müteselli olduğum yalnız bir cihet vardır ki, aziz milletimin maarifinde hizmet için çalışmakta bulunduğumdur. Muvaffak olamıyorsam kusurumun hüsnü niyetime bağışlanacağını ümit ederim.’’

Her fani gibi Mahmud Kemal Bey de 87 yıllık uzun ömrünü tamam etti ve 24 Mayıs 1957 tarihinde Cenâb-ı .Mürebbi-i Âlem’in ebedi misafirhanesine hicret eyledi. Cenazesi büyük bir kalabalık tarafından omuzlarda tekbir ve tehlillerle uğurlandı. Cumhuriyet döneminde, naaşı tekbirler ile ilk kalem erbabı olan İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Merkezefendi’deki aile kabristanına defnedildi.

Osmanlı ile Cumhuriyet arasında bir medeniyet köprüsü olan Mahmud Kemal Bey’in bizler için telafisi mümkün olmayan kaybını ilk dizesi Yahya Kemâl’e, diğeri Süleyman Nazif’e şu beyit, durumu özetler niteliktedir:

Hezâr gıbta o devr-i kadîm efendisine

Ne kendi kimseye benzer ne kimse kendisine

Bizlere de bu nev-i şahsına münhasır münevverin ardından kendisine özlem duymaktan hariç, kütüphanesini bağışlaması üzerine düzenlenen teşekkür merasiminde ettiği duaya amin demek düşer:

‘’Dilerim ki, kitab-ı hayatım kapandıktan sonra kitaplarım erbab-ı tetebbu’ ve meraka fâide temin eylesin.’’

Kaynakça:

http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/inal-ibnulemin-mahmut-kemal

https://islamansiklopedisi.org.tr/ibnulemin-mahmud-kemal

Dursun Gürlek, Ayaklı Kütüphaneler.

Yorumlar kapatıldı.